Annemle anneannem ne zaman çocukluklarını anlatsalar hayran hayran dinlerim. Saklambaç oynamışlar, sokakta koşturmuşlar; birbirlerinin yüzüne bakarak gülmüşler. Bizim nesil ise maalesef binaların, sitelerin arasında, sokak nedir pek bilmeden büyüyor. Biz o eski oyunları sadece büyüklerimizden dinleyebiliyoruz. Ama asıl üzücü olan ne biliyor musunuz? Sadece sokaklarımız değil, birbirimize olan saygımız, dilimiz, hatta insanlığımız da elimizden kayıp gidiyor.
Bugün maalesef etrafıma baktığımda içim acıyor. Sosyal medya ne yazık ki gerektiği gibi, faydalı amaçlarla kullanılmıyor; aksine kötülük için, insanları zehirlemek için kullanılıyor. Daha da korkuncu, o kötü sözler ve argolar artık büyüdü de sadece büyük çocuklara kaldı sanmayın; daha beş yaşına kadarki minicik çocukların bile diline düştü. Kızlar kız gibi değil, erkekler erkek gibi davranmıyor; her şey o kadar bozuldu ki… Parkta, sokakta, özellikle de bu ekranlarda öyle kötü sözler duyuyorum ki kulaklarıma inanamıyorum. Daha beş yaşında, anaokulu çağındaki çocukların ağzında hiç duyulmaması gereken küfürler dolaşıyor.
Tabii hep biz çocukları suçluyorlar ama bazen büyüklerin de bize biraz ayna tutması, kendilerine bakması gerekiyor. Öyle anne babalar var ki evde çocuğunu dinlemiyor, umursamıyor, eve gelince yüzüne bile bakmıyor. Sevgi vermeyip yalnız bırakılan çocuklar da ister istemez bunalıma girip teselliyi telefon ekranlarında, yanlış yerlerde arıyor. Oysa anne baba evde evladına vakit ayırmazsa, yalnız bırakırsa hiçbir okul tek başına yetemez! Çünkü her şeyin başı sevgidir.
Tabii ki okullarımız da sadece sürekli matematik çözülen, ezber yapılan sıkıcı yerler olmamalı. Eğitim; çocukların elinin yatkın olduğu yetenekleri keşfeden rengarenk atölyelerle, mutfaklarla dolup taşmalı. Çocuklar okula korkarak değil; “Bugün mutfakta hangi yemeği yapacağım, atölyemde hangi güzel eseri ortaya koyacağım?” hayaliyle, sabırsızlıkla ve zevkle gitmeli. Okullarda sadece dersler değil; önce büyüklere saygı, öğretmene hürmet, canlıya zarar vermemek, merhamet ve ahlak öğretilmeli. Bunlar olmayınca akran zorbalığı artıyor, çocuklar birbirine zarar veriyor. En acısı da öğrencilerin artık öğretmenlerine bile saygısı kalmıyor; sokaktaki masum hayvanlara yapılan zalimlikler içimizi yakıyor.
Oysa bizim çok köklü bir kültürümüz var. Yunus Emre’nin asırlar ötesinden kalbimize fısıldadığı gibi: “Yaratılanı severiz, Yaratandan ötürü.” Büyük önderimiz Atatürk de biz gençlere güvenmiş, bizi bu ülkenin geleceği olarak görmüş. Ama bizler akıllı telefonların başında saatlerimizi harcayıp bu kötü alışkanlıkların esiri olursak, bu nasıl güzel bir gelecek olacak?
Evde benim güzel annemin bana öğrettiği değerleri, okulumda İdil öğretmenimin bana verdiği sevgi ve eğitimi asla unutamam. İyi ki varlar; buradan onları kucak dolusu öpüyorum. Ayrıca bu duygu ve düşüncelerimi bu köşede sizlerle paylaşmama vesile olan, bana bu imkanı sunan değerli Abdurrahim Amcama da çok teşekkür ederim.
Gelin artık hep birlikte ekranlardan başımızı biraz kaldıralım. Anne babalarımız bizleri dinlesin, bize sevgi ve zaman versin. Okullarımız çocukların el becerilerini geliştiren mutfaklarla, atölyelerle şenlensin. Biz çocuklar da şiddete, akran zorbalığına ve hayvanlara yapılan zalimliklere “dur” diyelim. Telefonları elimizden bırakıp birbirimizin gözünün içine bakarak konuşalım, yeniden merhametli ve saygılı çocuklar olalım. Çünkü bu ülkeyi ekran bağımlıları değil; sevgiyi, üretmeyi ve ahlakı savunan biz gençler büyüteceğiz.


YORUMLAR